Reklam
Bugun...
Reklam
Advert
TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA ERMENİ SORUNU VE ASALA...


Olcay SOĞUK
unyevizyon@hotmail.com
 
 

  TEHCİR KANUNU VE SONRASI

Sarıkamış yenilgisinin ardından aralarında Osmanlı ordusundan ayrılarak Rus Donanmasına katılan Ermeni subay ve erlerin de bulunduğu Rus güçlerinin Doğu Anadolu’yu işgal etmeye başlaması, Ermeni Komitalarının organize bir şekilde savunmasız köylere baskın düzenleyerek Erzurum, Kars, Van gibi şehirlerde çıkardıkları isyanlar ve Ermeniler tarafından ele geçirilen Van şehrinde 20.000’in üzerinde Türk ve Kürt Müslüman nüfusun katledilerek Van Valiliğine Aram Manukyan’ın atanması ve ilçelere de Ermeni Kaymakamlarının gönderilmeye başlanması, Osmanlının Tehcir kararı almasının ve Ermenilere karşı tehcir uygulamasını başlatmasının nedenleri arasındadır . Dönemin Alman Büyükelçisi Wangenheim, Alman Dışişleri Bakanlığı’na yaşanan olayları şu şekilde bildirmiştir: 

          “Van vilayetindeki Ermeniler ayaklanmışlar, Müslüman köylere ve kaleye saldırıya geçmişlerdir. Kaledeki Türk garnizonu 300 kayıp vermiş, günlerce devam eden sokak muharebeleri sonunda şehir âsilerin eline geçmiştir. 17 Mayıs 1915’te Van Ruslar tarafından işgal edilmiş, Ermeniler düşman tarafına geçmiş ve Müslümanları katletmeye başlamıştır. 80.000 Müslüman Bitlis istikâmetinde kaçmaktadır. ”

           Dahiliye Vekaleti’nin 26 Mayıs 1915 tarihli tezkeresinde tehcir gerekçesi şu biçimde dile getirilmiştir: “Savaş yörelerine yakın oturan Ermeni nüfusun bir kısmı, ordunun harekatını zorlaştırır davranışlarda bulunmakta, sivil halka saldırmakta ve isyancılara yardım etmektedir. ” Bu kanunla amaç 1.Dünya Savaşı devam etmekte iken Doğu bölgesinde çıkan isyanları önlemek ve isyana karışanların ülkenin nispeten savaş koşullarından uzak Suriye, Halep gibi bölgelerine nakledilmelerini sağlamaktır. 

           Enver Paşa’nın, Ermeni isyanlarıyla ilgili dönemin ABD Büyükelçisi Morgenthau’ya söylediği şu sözler, Tehcir Kanunu’nun keyfi bir kanun olmayıp, yaşanan acı olaylar sonucunda mecburi olarak çıkarıldığının önemli bir göstergesi niteliğindedir:

          “Rusya, Fransa, İngiltere ve Amerika yakınlık göstermek ve onları yüreklendirmekle Ermenilere hiç de iyilik etmiyor.(…) Kesinlikle inanıyorum ki, yabancı ülkeler arka çıkmasalar, Ermeniler hükümete karşı çıkma çabalarını bırakır ve yasalara saygılı yurttaş olurlar.” 
     
         Ermenilerin Doğu Anadolu’daki çarpışmalarda ve tehcir sırasında kayıplar verdiği bir gerçektir. Bu durum inkar edilemez. Tehcir sırasında, bazı Ermeni komitalarının isyanları sırasında yaptığı katliamların ve zayiatın neden olduğu zapt edilemeyen kin ve öç alma duyguları çerçevesinde ve savaş ortamından kaynaklanan genel düzensizlik ve asayişsizlik gibi nedenlerin de etkisiyle göç ettirilen kafilelere geçiş güzergahları üzerinde saldırılarda bulunulmuş, yaşanan acı olaylar neticesinde kayıplar yaşanmıştır. Ancak Osmanlı Hükümeti, Savaş koşulları içerisinde (ki o dönem Çanakkale, Irak, Suriye, gibi cephelerde işgalci devletlere karşı savaş tüm şiddetiyle sürmektedir) yaşanan bu olumsuz olayları elinden geldiği ölçüde önlemeye çalışmış ve sorumlu görülen sivil saldırganlarla, görevlerinde ihmali tespit edilen güvenlik görevlilerini ağır şekilde cezalandırmıştır. Diğer taraftan savaş ortamının meydana getirdiği ağır şartların (gıda yetersizliği, ilaç sıkıntısı, salgın hastalıklar ve iklim şartları,… gibi) yarattığı tahribat da kayıpların sayısını artırmıştır. Aynı dönemlerde doğu cephesinde 90.000 kişilik Osmanlı Ordusu soğuk ve salgın hastalıktan kırılmıştır. Anadolu, emperyalizmin yarattığı kaos içinde adeta can çekişmektedir. Yüzyıllardır barış içinde yaşayan kardeş halklar birbirine kırdırılmış, cephelerde 15 yaşını doldurma

mış gencecik fidanlar can vermiştir. Kısacası bu zor şartlar ve sıkıntılardan Türk, Kürt, Ermeni tüm Anadolu halkı payına düşen acıyı almıştır. “Ermeni çeteler Erzurum’da, Van’da Maraş’ta şu kadar Müslüman öldürdü.” demek ne kadar eksikse; “Tehcir esnasında şu kadar Ermeni öldü.” demek de o kadar eksiktir. Nitekim Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni, Taşnak Partisi’nin Kongresinde şunları dile getirmiştir: 

         “Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türklerin düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. Türkiye’den ‘denizden denize Ermenistan’ talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmî çağrılar yaptık. 
         Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vadettiği büyük Ermenistan hayali vardı.” 

        Fotoğrafın bütününe bakmak ve olayların arkasında yer alan asıl amaçları ve aktörleri görmek gerekir. Çünkü hiçbir halk birbirine düşman doğmaz. 



Bu yazı 1724 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI