Bugun...
Reklam
Reklam
“Z” Kuşağını Anlamak…


Cumhur ÖZTÜRK Açı-Yorum
unyevizyongazetesi@gmail.com
 
 

Hz. Ömer ve Adalet hikâyelerini dinleterek büyüttüler bizi. Batılıların “gavur” olduğunu ve cennete gidemeyeceklerini anlattılar. Birisi çıkıp “devlet adına” ne konuşursa doğrusu odur, karşı gelirsek de “gominist” olunurdu. O nedenle karşı gelmeyip ne deniyorsa yapılması doğrusuydu. Toplumun çoğunluğunda anlayış böyleydi, 80 darbesinin yarattığı baskı ortamında bilinçaltımıza işlenen bunlardı. Amerika’nın önderliğinde “Komünist rejimin” yayılmaması için Sovyet ülkelerinin etrafına çekilmek istenen “Yeşil Kuşak” halkalarından biriydik çünkü… Bu anlayışla yetiştirildik. Darbe ikliminin yarattığı korku ve baskı ortamında çocuk yüreklerimizde; “aman kötü bir şey olmasın, babamı bir gece vakti alıp götürmesinler.” Endişesi ile büyüdük. Bizim kuşağın “popçu ya da topçu” olmasının asıl sebebi de budur. Ülkenin gerçeklerinden uzak apolitik üniversite öğrencileri, moda ve magazin haberleriyle dolu gazete ve medya…

Kaymakamlık sınavını birincilikle kazanıp “mülakat” denilen saçmalıkla elenen sınav birincisi için “Alnı secde görmeyeni Kaymakam mı yapacaktık? Memlekete faydası mı olacaktı?” şeklindeki savunmalar kutsaldı o zamanlar. Devlette işe girme ve görevde yükselmede torpil çekmenin adının “iman gücü” yalanıyla insanların haklarının yenmeye başlandığı ilk yıllardı…

Kavga eden iki insanı ayırmanın yanlış olduğu: “sen karışma herkes iyi olur sen kötü olursun” ya da “ şahit mahit yazarlar işin mi yok?” anlayışıyla toplumsal olaylara tepki vermenin iğdiş edilmeye başlandığı yıllar. “İşim olmaz” cümlesi toplumdan uzak ve bencil yaşamanın giriş anahtarıydı.

“Ben denizde fırtınayla nasıl boğuştuğuna değil limana mallarımı sağlam getirmene bakarım” gibi cümlelerle emeğin değil sömürünün üstün gelmeye başladığı kara günler… “Oğlumuz nasıl birisi, iyi bir insan mıdır?” sorusunun yerine “Ne kadar kazanıyor, akarı iyi mi?” sorularının başladığı bozulmanın ilk dakikaları…

Kuran’da yazanın değil ortaçağ papazlarına benzeyen tarikat şeyhlerinin sözünün din olmaya başlandığı yıllar… “Oku” diye başlayan bir kitabı olan dinin; okumaması gerektiğini söyleyen, kız çocuklarını okumanın günah olduğunu anlatan tarikat şeyhlerinin-din tüccarlarının-daha trilyonluk jeeplere binmeye başlamadığı zamanlar. Hz. Peygamberin, karısının mirası ile ticaret yaptığını bilmeden: “Kadına miras verilmez, Kuran’da yazıyor” yalanıyla kadınları ikinci sınıf insan olarak gören anlayışın yeni başladığı anlardı…

Sosyologlar 1963-1980 arasını “X”, 1980-1989 arasını “Y” ve sonrasını “Z” kuşağı olarak adlandırıyor. “Z” kuşağından öncekiler-bizler- yaşadığımız dönemin ve baskıları sonucunda olmalı; aidiyet duygularımız üst düzeydedir. Yaşadığımız eve, mahalleye; tuttuğumuz takıma, dinlediğimiz müziğe sıkı sıkıya bağlıyızdır, adeta kutsarız bu saydıklarımı… Dini değerlere ve maneviyata da çok önem veririz. Tabi bütün bunların nedeninin de: “ itaatkar olmamız” olduğunu itiraf etmek gerekir. “X” ve “Y” kuşakları özetle böyledir. Bahsi geçen özelliklerin bazıları kişisel farklılıklardan kaynaklanan birtakım özellikler nedeniyle size uymayabilir. Bu da çok doğaldır.

“Z” kuşağı bizlerden çok farklı. Gençler ile aramızdaki farklar bu sefer kuşak çatışmasından çok öte… Yetişme koşulları çok farklı, değerler sistemi çok farklı, aidiyet duyguları çok farklı, bilgiye ulaşma yolları, bilgiyi işleme yolları çok farklı… Onları anlamak inanın çok önemli. En başta; ellerindeki teknoloji ile bilgiye anında ulaşabiliyorlar. O nedenlerle yalanlara ve hikayelere karınları tok.

Bizim dönemimizde toplumun ürettiği katma değere ortak olmak kolaydı. Çalışıp kazanabiliyordun. İlla okuman gerekmiyordu, çalışabildiğin iş senin ihtiyaçlarını karşılamaya yetiyordu. Gelişen dünya ile hem ihtiyaçlar arttı hem de emeğin değeri azaldığı için çalışmak artık ihtiyaçları karşılaman için yeterli değil. “Z” kuşağı ihtiyaçlarını karşılamak için bizden daha fazla çalışmak zorunda ve bunu kabul etmek istemiyorlar. Çalışma günlerinin altı güne çıkması, çalışma saatlerinin sabah sekizden gece yarılarına kadar uzaması bunun en açık göstergesi.

Bugün, en iyi üniversiteyi bitirmiş bir gencin iyi bir işe girebilmesinin tek yolu torpilden geçiyor. “Mülakat” denilen yandaş kayırma sistemi nedeniyle sadece devlet mekanizması yok edilmemiş aynı zamanda gençlerin umutları da yok edilmiştir. 21 Haziran 2021 tarihinde Ankara Büyükşehir Belediyesinin “zabıta” alımı için açtığı başvuruya; binlerce “hukuk, kamu yönetimi, işletme ve iktisat” mezunu gencin başvuruda bulunması utanılası bir durumdur. “Z” kuşağının isyanı aslında budur, bunu göremeyen siyasetçinin sonu hüsrandır.

Uydurulacak hiçbir yalan bu gençlere inandırıcı gelmemektedir. Bütün gazeteleri, televizyonları, radyoları da kullansanız sosyal iletişim ağları ile kim? Nereye? Hangi torpille yerleşmiş? Kim kimin adamı? Kimin kaç puanı var? Anında öğrenir. Bu gerçekleri öğrenen insanları hangi norm ile gelenekçi yapabilirsiniz. Biz kuzu kuzu büyüyüp her istediğinizi yaptık ama bu gençlerin koyun olmaya hiç niyeti yok.

Biz; anne babamızın dinlediği müziği dinlemedik, giydiği kıyafeti giymedik. “Z” kuşağı ise bizim değerlerimizi benimsemedi, bizim doğrularımıza inanmadı.

Hadi hoca, abartıyorsun diyebilirsiniz. 25 yıllık eğitimciyim ve gençlerle birlikteyim. İster inanın ister inanmayın ama onları anlamaya çalışın. Onları anlayan esnaf, daha fazla kazanacaktır. Onları anlayan eğitim sistemi, daha ilerleyecektir, siyasetçisi daha fazla oy alacaktır. Yok, ben bilirim diyorsanız; buyurun kuşak çatışması neymiş siz de görün…



Bu yazı 172 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI