Reklam
Bugun...
Reklam
Advert
Kimlik Sorunu!!!


Cumhur ÖZTÜRK Açı-Yorum
unyevizyongazetesi@gmail.com
 
 

Siz, sadece insanların mı kimliği var sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz! Evinize çıkan merdivenin üzerindeki çatlaklar, limandan esen rüzgârla ciğerlerimize dolan hamsi kokusu, gelip geçerken gördüğünüz sapları kesilmiş mısır tarlası, sokakta yürürken karşılaştığınız sıcak bir gülümseme, cenazede duyduğumuz acı dolu ağıt da kimliktir.

Ailenizin, evinizin, sokağınızın, şehrinizin kimliğidir bu saydıklarımız. İnsanların size gülümseyerek bakmasıyla hatırlarsınız bir kent ziyaretinizi… Her sokağın ayrı bir sesi vardır, her mahallenin ayrı bir kokusu… İnsanların davranışlarındaki sıcaklık can verir, taş kaldırımlara…

Ünye’nin kimliği nedir, desem..?

Ünye’nin ne çok kimliği var, değil mi? En başta meydanı… Karadeniz’de, denize bu kadar yakın ve bu kadar büyük meydan başka nerede görebilirsiniz? Diğer Karadeniz kentlerindeki meydanlar, ya denizden çok uzak ya da Ünye’dekinden daha küçüktür. Tabi bu arada Hükümet Konağını, “inadına” Ünye Meydanına yaparak meydanın küçültüldüğünü de hatırlatmak isterim. Devlet dairelerini barındıran “Hükümet Konağını şehrin meydanına yapma anlayışını” da anlayabilmiş değilim. Hükümet Konağı başka bir yerde olsa, meydanımız daha geniş ve her türlü kültürel etkinliğe yetecek büyüklükte kalabilse olsa olmaz mıydı?

1873 Yılında Çekilmiş Ünye Fotoğrafı (Kelenin surları ve Yalı, Meydanın fotoğrafı ne yazık ki yok çünkü o tarihte Ünye Meydanı mezarlık durumunda) Ünye Meydanı; belediye başkanı Hüsrev Yürür (1945-1953 yılları arasında başkanlık yapmıştır.) sayesinde var olmuştur. Daha önce mezarlık olan alan; Hüsrev Yürür başkanın “geleceği görebilen öngörüsü” ile Atatürk Mahallesinde mezarlık oluşturularak oraya taşınmış Ünye’mize Karadeniz’in en güzel meydanı kazandırılmıştır.

Çömlekçilerin kum çıkardıkları çömlek ocaklarının bulunduğu Ünye Burnuna çam fideleri dikilerek “Ünye Çamlığının” oluşması da Hüsrev Başkanın dönemine rastlamaktadır. Ünyeli yazar “Yaşar Karaduman’ın,” Hüsrev Yürür sağken kendisiyle yaptığı söyleşide: “Ben mezarları taşımakla uğraşıyordum. Bütçesizlik ve gerekli araç gerecin olmaması nedeniyle çok zorlanıyorduk. Belediye Encümen üyesi Musa Güven Bey, Gelemen Çiftliğinden gelen çam fidelerini dikip yetiştirmek için çok emek vermiştir. Çömlekçilerin kum ocaklarını doldurmak, çam fidelerini tutturup gelişmesini sağlamak için Musa Bey çok çaba harcadı” diyerek Musa Güven Beyin hakkını da teslim etmiştir. Bugün kesmek, yıkmak ve ranta çevirmek için uğraşılan yer; bin bir güçlükle oluşturulmuştur. Çamlığı bilenler bilir: Öndeki karaağaçlar rüzgârı kesmesi, çam fidelerinin yetişmesinin sağlaması için dikilmiştir. Ünye’yi, Ünye yapan en önemli yer ise: Tablo kadar güzel olan Ünye Koyu’dur. Hilali andıran eşsiz yapısıyla Ünye’nin boynuna takılmış ışıl ışıl yanan bir kolye gibidir.

Günümüzde ise varlığı tehdit altındadır. Önce; Yüzüncü Yıl, sonra; Atatürk Parkında yapılan plansız yapılaşmayla eşsiz koy; denizin kum yığmasıyla yok olmaya başlamıştır. Ünye Koyunu korumak yerine kum toplanan alana inşaat molozları dökerek koyu yok etmek: “Akıl almaz” bir tutumdur.

Ünye’nin: Deniz, kum, orman, fındık, balık gibi başka kimlikleri de vardır elbette. Ancak, Karadeniz sahili boyunca tüm kıyı kentlerinin de aynı kimlik öğelerine sahip olduğunu görebilirsiniz. Ünye’yi farklı kılan, bir adım öne çıkmasını sağlayan: Altın kolyeyi andıran Ünye Koyu,

Ünye koyuna uzanan Kent Meydanı, Ünye Burnunda bulunan Ünye Çamlığı’dır. Ne yazık ki; bu değerlere değer katıp güzelleştireceğimiz yerde yapılan bilinçsiz yapılarla kimliğimizi kaybetme tehdidi ile karşı karşıyayız.

İşimiz sadece eleştirmek değil elbette… Yaşadığı kenti seven ve duyarlı bir kent sakini olarak çözüm önerileriyle birlikte kent kimliğine yeni değerler katacak öneriler de sunmak istiyorum.

Öncelikle Ünye Koyu’na molozla dolgu yapmak yerine bilim insanlarından da destek alarak koyun dolması engellenebilir.

Ünye, Kültür ve Turizm kenti olabilecek tarihsel mirasa sahiptir. Aşağıda yer alan birkaç küçük dokunuşla çok şey değişebilir.

M.S 300 yılında yapılan Ünye Kalesi açığa çıkarılabilir. Şu an Paşabahçe ile askerlik şubesi arasında yer alan “Kale Surları” koruma altına alınıp; “Tarihi Miras” olarak Ünye’ye yakışır biçimde korunabilir.

Yüzüncü Yıl olarak bildiğimiz yer aslında “Galabozu” ya da “Galabuzu” yani tarihi Ünye Kalesinin Paşabahçeden başlayan surlarının denize ulaştığı yerdeki yıkıntılarının bulunduğu yerdir. En azından “Galabozu” ya da “Galabuzu” eski haline getirilebilir.

 “Midrebolu” diye bildiğimiz yer aslında III. Mithirades’in 300’lü yıllarda yaptırdığı kültür ve turizme hizmet eden özel bir şehrin yeri ve adıdır. Ticaret ve sanat kenti olarak yapılan bu şehir bulunarak Ünye’mize kazandırılabilir.

Mübadele Müzesi ve Batum Göçmenleri Müzesi kurulabilir. Ünye’ye gelen ve Ünye’den göç eden insanların hatırası yaşatılabilir.

Bu listeyi uzatmak, Ünye’yi kimliğine kavuşturmak, Ünye’nin sahip olduğu değerleri ortaya çıkarmak, korumak ve insanlığın hizmetine sunmak sadece Ünye’nin değil ülkemizin gelişimine de katkı sağlar diyebiliriz. Ünye’nin ve Ünyelinin bu ve bunlardan daha iyisini hak ettiğini düşünüyorum. Yeter ki istesin…



Bu yazı 1612 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI