Reklam
Bugun...
Reklam
Advert
Aydın Öğretmen


Cumhur ÖZTÜRK Açı-Yorum
unyevizyongazetesi@gmail.com
 
 

“Kafeste doğan kuşlar, uçmayı hastalık sanırlar.” (Alejandro Jodorowsky) Seksen darbesi, insanlığı potinleriyle çiğnerken çocuktum. Çocuk değil de Jodorowsky’nin dediği gibi karanlıkta doğmuş kuştuk. Yasaklar arasında büyüyorduk. Hangi şarkıcının dinlenebilir olduğuna devletimiz karar veriyordu. Hangi kitaplar okunabilir, hangi gazete okunabilir hatta hangi filme gidilir, biz bilemezdik, devlet bilirdi.

Yasaklar ve korkularımız yaşam biçimimizdi. İşte böyle bir ortamda sınav kazanarak gitmiştim öğretmen lisesine. Karadeniz’in köylerinden kopmuş gelmiş birçok yatılı arkadaşım vardı. Sistemle barışık olanlar için hayat her zaman kolaydır ya, bunu ilk orada öğrenmiştim.

Okul idaresinin görüşlerine yakın öğrenciysen hiç sıkıntı çekmezdin. Kurallara uymak zorunda olmazdın, kurallar senin yanında olurdu. Her köşe başında çevrilip dayak yemezdin.

Yasaklar korkuları doğuruyor; korkular, benliğimizi yok ediyordu. İşte o zaman tanıdım Aydın Durak’ı. Meslek dersleri öğretmenimizdi. En çok onu görürdük sınıfça. Karanlıkta doğan kuşum ya, hasta olduğunu düşünmüştüm ilk zamanlarda. Dayak atmıyordu, böyle eğitim olur muydu? “Lan” demeden, küfür etmeden, tekme tokat atmadan öğretmenlik olur muydu? Kesin “hasta” idi… Bize insan gibi davranıyordu.

Seksen darbesinin yarattığı karanlık iklimde yolumuzu bulmaya çalışırken karşımıza çıkan arkadaş ya da abi idi. Aydın öğretmenden aldığım cesaretle korkaklığımı yenmiş, beynimi özgürleştirecek her soruyu sorabilme cesareti bulmuştum. Bu noktada düşünce dünyamı derinden etkilemiş olduğunu açıkça söyleyebilirim. Kendisinin tabiri ile “yüreğime dokunmuştu”

“Eğitim, kişide istendik davranış değişikliğidir” demişti. Hocam, Kim istiyor? Neyi istiyor? Diye soramıyordum. Sonuçta; o da, sistemin ona verdiğini anlatıyordu. Onun da yasakları vardı. Selahattin Ertürk’ün yaptığı bu tanımın, toplumu özgürleştirmediğini hatta muktedirlerin, toplumu yeniden istedikleri gibi üretmelerinin önünü açtığını söyleyemiyordu belkide.

Sistem böyle kurulmuştu. Eğitim: Bireyi özgürleştirmek için değil topluma uyumu için yapılmalıydı. Aksi ses çıkmamalı herkes muktedir güce biat etmeliydi. Çatlak seslerin çıkması anarşi ve terör olaylarına zemin hazırlardı. Eğitim yolu ile toplumu dönüştürme işini yapma yetkisi sadece şimdi feto diye adlandırdığımız kişilerde idi. Aldığımız “Bilim Teknik dergilerini toplayıp bize “sızıntı” dergileri dağıtıyorlardı. Polinomlar yerine “kaza ve kader” mefhumunu anlatırlardı. Doğrusu da buydu. Zaten onlar her zaman haklıydılar. Aydın hoca ve benim gibiler de her zaman haksız...

Hem çocukluğumuzun verdiği çocuksu korkular hem de seksen darbesinin yarattığı karanlık içinde atamadığımız çığlıktı. Korkudan Anne babalarımıza anlatamadığımız yediğimiz dayaklar karşısında sığınabildiğimiz limandı. Üniversite sınavına giderken yolda moralim bozulsun da sınavı kazanmayayım diye bana ana avrat küfür eden sözde eğitim şefine karşı bana dayanma gücü veren arkadaşımdı.

Üç yanlışın, bir doğruyu götürmeye başladığı günlerde; tek doğruyla, bana direnme gücü veren insandı. İyi ki vardı, iyi ki varsın Aydın Hocam…



Bu yazı 1545 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Seçkin Düzcan
20-03-2022 12:39:00

Öğrencilik yıllarında her zaman arkanda kocaman dağ gibi duran bir öğrenmenin olduğunu hissettiren koca yürekli adamdır Aydın durak ... saygılar çok değerli hocam

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI