Bugun...
Gelecekteki Demokrasi ve Hukukumuzun İpuçları


Yüksel Şahin Karşı Pencere
unyevizyon@hotmail.com
 
 

Her ne kadar yaptıkları yapacaklarının teminatı olsa da bu seçim sürecinin, iktidar adına çok farklı ipuçları sunacağını; bu anlamda, İktidar’ın, demokrasimizin, hukukumuzun ve yeni sistemin test sürüşünden geçeceği bir süreç; Sloganlarının, toplumsal barış” olacağını umuyordum…

Süreç aynı zamanda partili cumhurbaşkanlığı hakkında da fikir vereceği için, “Daha özgürlükçü, hukuka ve halkın iradesine, sandığa saygılı yüksek demokrasi” diyerek açıklanan seçim bildirgelerinin bu süreçte söylemle eylem noktasında örtüşeceğini;

İktidarın, güvenirliliğini yitirmemesi, yalancı konumuna düşmemesi ve oy kaybetmemesi için riskler taşıyan demokrasi ve hukuk dışı uygulamalara başvurmadan süreci idare edeceğini;

Aynı zamanda tartışılan partili cumhurbaşkanlığını tartışmalardan kurtaracağını sanıyordum…

Gel gör ki, Cumhurbaşkanımız yaklaşık on beş gün önce Alman televizyonundaydı; verdiği röportajında, Alman sunucunun, “Siz seçildiniz diyelim; Meclis çoğunluğunu alamadınız, bir planınız var mı?” sorusuna, “Ben seçilsem bile Meclis çoğunluğunu alamazsak A-B-C planlarımız var; bunlara seçimleri yenilemek de dâhil…

Söylem ve eylem arasındaki çelişki daha ilk röportajda mat oldu! Söz konusu kendi bekaları olduğunda ortaya çıktı ve daha ilk röportajda vaat edilen “yüksek demokrasi ”nin ve yeni sistemin nasıl olacağının ipuçlarını verdi!

*

Başka hukuksuzluklarda var.

Yasaya göre sandık bölgelerinde, seçmende akıl karışıklığına neden olacak hiçbir siyasi parti lehine ya da aleyhine veya bir siyasi partinin seçim sloganını çağrıştıracak slogan, işaret, flama, parti bayrağı, vs. araçlar, sübliminal mesaj verebilecek ögeler bulundurulmaz; yasa gereğidir.

Bu yasayı aklınızda tutun!

Sınır kapılarında oy verme işlemleri başladığı günlerde o sandık bölgelerinden birinde, “Türkiye için oy vakti” sloganları asılı olduğu pankartlar altında oy kullandırıldı vatandaşlara…

Ve o görüntülerle ilgili fotoğraflar gazetelerde yayınlandı. Sosyal medyada videoları var. Durum bir siyasi partimiz tarafından YSK şikâyet edildi.

YSK yerinden kalkıp, şikâyet konusunu araştırmaya dahi gerek görmeden, “Somut delil yok.” diye 7’ye karşı 4 oyla ret etti.

Aynı şekilde Paris Başkonsolosluğunda üzerinde tercih mührü basılı oylar kullandırıldığı haberleri de basında yer aldı.

Tercih yapılmış oy pusulası verilen vatandaş bizzat şikâyetçi ama YSK’nın herhangi bir hukuki işlemini duymadık. Keza yurt dışı merkezlerde oy kullandığı halde Türkiye’ye giriş yaptığı noktada da oy kullanan kadının fotoğrafları yine hem sosyal medyada hem de gazetelerde haber oldu

YSK’da yine tık yok!

Bunlar basına yakalananlar; ya yakalanamayanlar…

*Yolsuzluktan, ölülere oy kullandırmaya…

Kumpaslardan referandum sürecinde, yasalara ve YSK tarafından yayınlanan genelgelere rağmen yapılan referandum hilesine o kadar çok defoları var ki, bir teki dahi başka iktidar döneminde yaşansaydı, halk çoktan siyasetin çöplüğüne gönderilmişti onları!

Ama AKP bunlara rağmen on altı yıldır iktidar…

Hak düşünmüyor, aklı dünle irtibatı kesilmiş!

Her türlü algı yüklemesine müsait…

Da dün,“ On altı yıl önce buzdolabı da fırında yoktu; bizim sayemizde evlere girdi…” yalanını dahi, bu neyin kafası demesi gerekirken alkışladı yığınlar…

Haliyle düşünenler soruyor, “Bu nasıl olur?”

Cevabı B. Albayrak verdi: “ Halk, Cumhurbaşkanımız aya dört şeritli yol yapacağız dese vallahi inanır…” Zihni yorumlama sıfır olunca resmen iradeleri, akılları ile dalga geçildiğini dahi muhtemelen fark etmemişlerdir…

Şimdi o yığınlara, siz kandırılmaya, yönlendirilmeye müsaitsiniz denilerek hakarete uğradınız desem kaç kişi inanır?

Zira yüksek demokrasimiz şu an dört şeritli ay yolundan dünyamıza avdet etmek üzere dese yine alkışlayacaklarından eminim. Zira onca kalabalıkların mantığını başka türlü açıklayamıyorum…

*

Baştan söyleyeyim burada belirtilmek istenen konunun öznesi N. Demirtaş değil. Biliyorum, nereden baksan siyaseten % 90’nında karşılığı yok.

Seversin-sevmezsin…

Desteklersin-desteklemezsin; konu bu hiç değil. Üzerine basa basa vurgulayarak söylüyorum bu yazıdaki konunun öznesi hukuk ve ona yapılan müdahaledir…

Geçenlerde Cumhurbaşkanımız ekranlarda konuşuyor. Konu N. Demirtaş…

Mealen diyor ki, bana sordular, N. Demirtaş’ın seçim çalışmaları konusu hapishaneden nasıl olacak?

Ben de dedim ki, “Hapishanedeki hücresinde gerekli hazırlıkları yapın, çekimler yapılsın oradan konuşsun…” Buradaki yanlış, YSK’nın, kendi yetki alanına giren bir konuda cumhurbaşkanından talimat almadan gerekeni yapmamasıdır…

Yasalar açık; YSK yasaların kendine verdiği yetkiyi kullanarak gerekli izni yasalar çerçevesinde verecekti, ayrıca talimata gerek yoktu.

Şimdi bu kafadaki YSK’dan seçim sürecini adil yürütmesini bekliyoruz. Özetle, özgürlükçü, hukukun üstünlüğünü önceleyen yüksek demokrasimiz(!), “Hukuk bir yerlerden talimatla hareket ediyor.” diyenleri haklı çıkarmadı mı?

*

Kandil on altı yıldır hep oradaydı… Bu süreç içinde, Kandil sürekli uçaklarımız tarafından bombalandı ve her seferinde gazete başlıkları: “Kandil’de taş üstünde taş bırakılmadık!”, “Kandil yerle bir edildi!” şeklindeydi. En son bir kış günü eksi kırk derecede otuz bin askerle Kandil’e düzenlenen operasyon,

“Amaç hâsıl oldu.” denilerek ansızın kesilmiş bir yerlerden gelen talimatla! Ve onca emek heba edilerek geri dönmüştük. Bu gün gördük ki, tek gaileleri kendi bekaları ve seçim sonuçları bazı söylentilere açık olunca on altı yıl sonra birden iktidarın aklına Kandil geldi seçim sürecinde… Ve bu süreçte Mümbiç’te ABD ile anlaşma yapılması da bununla ilgili…

 Bu duruma en iyi Henry Berkey açıklık getirdi. Mealen dedi ki, “Malum Türkiye’de seçimler var. İktidar’ın seçim sonuçlarını kendi lehine çevirmek adına Mümbiç RTE için önemliydi. Bu anlamda ABD RTE’ye hediye verdi!..”

Bakıyorum seçim sonucunu etkileyecek kahramanlıklar uyduruluyor operasyonla ilgili... Meydanlarda seçim konuşmalarının ana teması da Kandil ve Mümbiç…

iliyor musunuz yüksek, özgürlükçü, hukukun üstünlüğünü önceleyen demokrasilerde bu türden ayak oyunları da olmaz!

*

Başbakan Binali Yıldırım yetkilerini “evet” dediğinde tek adam erkine devretmiş, bu haliyle tek kelime ile kendi kendini fesh eden başbakan olarak tarihe geçmiştir!

Bakıyorum meydanlarda, "evet” dediği yeni sistemin neler getirip neleri götürdüğünden haberi yokmuş gibi davranıyor. Eldesi ve hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan bol keseden vaatlerde bulunuyor Bahçeli gibi...

Mesela, İzmir’de stat vaat etti. Bir başka yerde sanayi hamlesinden, işsizliği bitirecek projelerden bahsetti… Ekonomiyi iyileştirmekten, istihdama yönelik yatırımlardan ve terörü bitirmekten bahsetti.

Başka yerde kendini muhalefette sanarak, “Tekrar iktidar yapın ki, bu kötü gidişe dur diyebilelim…” dedi.

Sıraladığı sözler arasındaki tek doğruydu!

Yine, “Söyleyene değil söyletene bak ”durumu yani… Seçilse bile, milletvekili olma dışında, konumu itibari ile vaatlerini uygulayabilecek makamda olamayacakların vaatleri de aya dört şeritli banket durumunda!..

Özetle:

Kendi seçim süreçlerini devlet kaynaklarını, araç-gereçlerini alabildiğine kullanarak sürdürenler; Rakiplerinin seçim süreçleri, elektrikler kesilerek, salon ve meydan tahsisi engellenerek, yolları çöp kamyonları kapatılarak, en önemlisi de hain, terörist damgası vurarak engellemiştir.

Partili başkanlık sisteminde de insan haklarına dayalı, adil, hukukun üstünlüğünün öncelendiği demokrasi söylemleri yapılacakların teminatı olarak değil, geçmişteki uygulamaların kopyası gibi duruyor...

Verdikleri ipuçlarından bu açıkça belli...



Bu yazı 902 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI