Bugun...
Uhud’un Okçuları


Yakup HALICI Bugün Pazartesi
unyevizyongazetesi@gmail.com
 
 

“Niyet amelden öndedir.” Ya da “ameller niyetlere göredir.”

Devrimlerin çıkış noktaları yani gerekçeleri hep “haklıdır.” Toplumdaki huzursuzluğu, adaletsizliği yanlış giden şeyleri gerekçe göstererek baş kaldırır. Kalkışmanın rengini de kullandığı argümanlar ve dünya konjonktürü belirler.

Nitekim tarihteki irili, ufaklı kalkışmalara baktığımızda keyif için, macera için kalkışmalar yoktur. Zira sonunda iktidarı ele geçirdiklerinde, meşruluğunu yönetmeye talip oldukları toplumdan almak isterler.

Bu kalkışma illa isyan ya da silahlı olmayabilir de... Meşru yollardan ama toplum mühendisliği ile uzun vadeli çalışmalarla da olabilir. Ama “niyet ve gerekçe” hep aynıdır “halk adına, halkın iyiliği için”.

Sanılanın aksine; Kalkışmayı organize edenler kendi inisiyatifleri ve güçleri ile bu işe baş koymazlar. Mutlaka gizli-açık teşvik edenleri, destekleyicileri vardır. Bunlar yerli ya da dışardan olabilir. Ama mutlaka vardır.

2004 yılında bir arkadaşıma “AKP hareketi bir operasyondur. Bu operasyon düşünülmüş ve uzun yıllar üzerinde çalışılmış bir harekettir. AKP’li üst düzey yöneticilerinin bu operasyonları tertip edecek ne ekonomik imkânları ne kabiliyetleri ne de fikri alt yapıları yeterli.” Dediğimde var git işine demişti.

Bugün haklı çıktım. Artık herkesin ağzında sakız oldu.

Devam edelim,

Bir operasyon kısa süreli de amaçlanabilir. Nitekim askeri kalkışmaların çoğu böyledir. Gelirler, gerekli düzenlemeyi yaparlar, sonra ülke yönetiminin normale dönmesi için önceden tasarlanmış işbirlikçilerine teslim ederler. En azından ülkemizde böyle...

Bu operasyonlar askeri darbe ise; Sanılanın aksine planlayanlar askerlerin kendileri değildir. Onlar bu işin ayakçılarıdır. Zira sadece kendilerinin planladıkları kalkışmaların hesabının bir gün sorulacağını gayet iyi bilirler. Kendi akılları ile kalkıştıklarında bu kalkışma macera ve talandan öteye gitmez. Dolayısıyla toplumun acziyetini ya da ülkenin bekasını gerekçe göstermelerine rağmen, ihalesini aldıkları gücün siparişini yerine getirmek ve bedelini pervasızca tahsil etmekten ibarettir.

Sivil operasyonların askeri operasyonlardan farkı(sözde) hukuk içeresinde kalarak legal yollardan sonuca varmaktır. Bu bazen Arap Baharı ya da Ukrayna’da olduğu gibi halk hareketi üzerinden yönetimi ele geçirmektir.

Yine 2004 yılına dönelim: Arkadaşımın sabrını sınayarak konuşmama şöyle devam ettim “bu operasyonu ya mevcut sistem ya da Anadolu’nun ezilen ama bilinçlenen ve palazlanan mutedil orta sınıfı teşvik etti.

Sistemi kontrol edenler-ki dertleri şu veya buculuk değildir- ülke ekonomisinin büyük bir yüzdesine hâkim olanların ilerideki tehlikeyi görerek kontrollü gaz almalarıdır. Bundan amaç; köyde oturan, ülke nüfusunun % kırkını teşkil eden köylünün kontrollü bir şekilde şehirlere göç ettirilip varoşlarda işçi ve tüketici konumuna sokulmasıdır. Ayrıca iyice palazlanan ve eğitim seviyesi yükselen mutedil Anadolu orta sınıfını dizginlemek, ağzına bir parmak bal çalınarak, konumuna razı etmektir.

Hatta orta sınıfı kaldırmaktır.

Bu arada… Toplumu birbirine kenetleyen gelenek ve ananelerden gelen kültürel yapının bozulması ve içi boş, ideolojileştirilmiş, madde üzerinden dini argümanlar kullanarak toplumun Protestanlaştırılmasıdır. Ben bu ihtimale daha yakınım.

Ya da Anadolu’nun ‘yeter artık’ demesidir. Bunu organize edebilecekleri kadar palazlandıklarını ve örgütlü olabileceklerini zannetmiyorum.

Her iki ihtimalde de bu ihaleyi AKP’lilerin tek başlarına organize edebileceklerini sanmıyorum. Bunun için ne ekonomik ne (legal anlamda) örgütlenme ne de fikri yeterlilikleri var. Ondandır ki siyasal ayağını AKP, bürokratik ayağını ise Gülen Cemaati üstlenmiştir. Bu organizenin içerisinde zamanın (CHP dâhil)muhalefet partilerini de unutmayalım. Zira iktidarların gücü kendilerinden değil, muhalefetin acizliğinden gelir.

Bu işin parasal yani ekonomik yönünü kim/kimler karşılamıştır? Bunun cevabını Evren Paşaya atıf yaparak verelim “rüşvetin belgesi mi olurmuş?” Ayrıca “dostlar ne güne duruyor?”

Arkadaşım benimle kafa buldu. “Söyle heyecanlı oluyor. Peki, bu işin sonucu nereye varacak?” Bir gün AKP vazifesini bitirecek. O zaman köyler şehre akın etmiş olacak, şehirlerin varoşları dolup taşacak, şehir, şehir olmaktan çıkacak. Zirai üretimler duracak. Köyde üretenler şehirde boğaz tokluğuna çalışan işçiler olacak. Ayrıca şehirler din renginde mal tamahının merkezleri haline gelecek.

Talan, yolsuzluk meşru hale gelecek, vaka-i adiye olacak, kanıksanacak ve hatta marifetten sayılacak. Din cahil ve ruhları kararmışların elinde “cennet” ticareti haline gelecek. Kısaca toplum içi boş kavramların esiri yapılarak uyutulacak, toplum topluluk haline getirilecek.

Dış politikaya gelince Kürt Devleti kurulacak. Bizi de (sözde) PKK’dan kurtaracaklar. Bu arada APO neden mi bize teslim edildi? Biz APO’ya Suriye’de devlet kurması için izin verir-miydik?

Arkadaşım “çok attın… Neyse, son sorum: AKP’nin kodamanları bu işten ne kazanır?” Uhud’un Okçuları ne kazandılarsa onlarda onu kazanacaklar.



Bu yazı 183 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI